|
BUGÜN HALİDE EDİP VE KİTAPLARINDAN BAHSETMEK İSTEDİM
Kitabın Adı: DAĞA ÇIKAN KURT

Kitabın Yazarı: Halide Edip ADIVAR Yayınevi : Özgür Yayınları Basım Yılı : 1996 Sayfa Sayısı : 296
Kitap Özeti:
Dağa Çıkan Kurt adlı hikaye bir masal havasında ama Birinci Dünya
Savaşında Türk milletinin yaşadığı olaylardan bahsedercesine anlatılır.
Bir gün Ormanda tüm hayvanlar derin öfke ve homurtularla toplanırlar.
Aslanların kükremeleri, kaplanların ışıldayan gözlerle her an bir şeyin
üzerine atlayacakmışcasına tavırları, ayıların iniltileri, çakalların
uluyuşları ortalığı kaplar, kurtlar da bu sırada inlerinden fırlarlar
ve büyük bir kavga kopar.
Tırnakları ve gagalarıyla yüzyıllık kartallar, kara ormanın
parçaladıkları kuşlarından kan ve kanat parçalarını ortalığa
yağdırırlar. Isıran, parçalayan, koparan, kemiren, pençeleyen hayvalar
her yeri kan ırmakları ve hayvan parçaları haline getirirler. Ortada ne
sağlam bir in ne de durgun bir pınar kalır.
Uzun bir süreden sonra hayvanlar tekrar ırmak kenarında toplanırlar.
Hepsinin bir yanı sakatlanmış, acılarını birbirinden çıkarmak
istercesine homurdanırlar. Ormandaki düzen tıpkı Birinci Dünya Savaşı
sonrası geriye kalan Avrupa gibi tamamen bozulmuştur. En büyük hayvan
olan fil, Amerika’ nın da savaÅŸtan sonra yaptığı gibi artık hayvan
dünyasında savaşın, hilenin, bir bir avlamanın yapılmayacağını anlatır.
Küçük hayvanlar, büyük olanlar tarafından ne haraca kesilecek ne de
besinleri alınacaktır. Fil öyle etkileyici ve güçlü bir sesle bağırır
ki bundan tüm hayvanlar etkilenir.
Kaplanlar ve yılanlar artık ceylanlara bakmaz olurlar, otyiyenler
pempe hülyalara dalıp giderek kaygıyla düşünürler. Her büyük hayvanın
arkasında bir küçük hayvan saklanmış durur. Ortalık bir
savaş sonrası sessizliğine bürünür. En son olarak çalıların arkasında
duran köpekler, ingilizlerin Avrupa ülkelerini üzerimize kışkırtması
gibi birden bire ortalığı ayağa kaldırırlar.
Bu uysallığın ve sessizliğin tek bir cins hayvanın yemlik ve av diye
feda etmekle sağlanacağını düşünürler. Sonunda ormanda hep birden daima
korku gölgesi gibi dolaşan bir hayal hepsinin gözü önüne belirir ve
haykırırlar :
Kurtlar, Kurtlar …
1914 ‘te bütün Avrupa ülkelerinin toplanıp yüzyıllardır baÅŸ
edemedikleri, içlerinde onlar için hep korku olarak kalan, şavaşta
yıkamayıp ancak masa başında yıkmayı başarabildikeleri Türk milletini
bir av, sömürülecek bir yem olarak seçerler.
Bu olayın ormandaki hayvanların işine gelmesi kurtları çaresiz ve
yanlız bırakır. Bunun üzerine bize ve soyumuza kurtlara, yani Türklere,
hayat boyu hüküm giydirirler. Alınan karar aşamasında kurtların inleri
çiğnenir, kurt yavruları çalınır, dişileri parçalanır, erkek kurtlar
avlanır. Köstebekler bağırışarak etleri yağma,inleri yerle bir ederler.
Herkes tuzak, tırnak, pençe kısacası herşeyle kurt soyuna saldırır. Bu
eşi görülmemiş bozgun ve yıkım karşısında inlerinden, ormanından, av ve
tuzak yerlerinden yaralı, bahtsız bir şekilde çıkarılan kurtlar, soyun
öc adını ulumak için dağlara çıkarlar.
Benzeri Birinci Dünya Savaşı sonrası olduğu gibi tüm İtilaf
Devletleri savaştan sonra bi çare kalkmış Türk milletinin topraklarına
saldırırlar. Birer birer ülkeler tarafından ele geçirilen topraklar
yağmalanır, yakılır, yıkılır, Türk erkekleri tek tek öldürülür,
çocuklar kaçırılır, kadınlarımız kötü davranışlara mağruz kalır.
Bir fiil işgal edilen topraklarımızda yapacak her hangi bir şeyi
kalmayan milletimiz tekrar birlik olup vatan topraklarını ele geçirmek
için dağlarda Kuvayi Milliye adında toplanır. Ta ki Türk milletine eski
refah ve barış dolu yılları getirene kadar ordan inmemeye and içerler.
Bundan sonra dağlardan, sarı ay ve sarı ateş gözlerden, siyah servi
duvarının arkasından, boş ufuklardan, korkunç bir uluma bütün ormandaki
kurtların uluması ile her yere bir anda korku salarak yayılır. İşte bu
Türk’ ün sesidir.
Bundan 44 yıl
önce 9 Ocak 1964 tarihinde vefat eden Halide Edip Adıvar'ın 82 yıllık
hayatı, romanlarında olduğu gibi mücadelelerle dolu geçti. 2.
Meşrutiyet'in ilanıyla yazarlığa başlayan Halide Edip, gerek kadın
hakları savunuculuğu, gerekse işgal günlerinde savunduğu mücadele
fikriyle zor günlerin kahramanca mücadele veren aydınları arasında
yerini aldı.
İstanbul'un 16 Mart 1920'de işgali üzerine milli mücadeleye katılmak
üzere eşi ***** Adıvar'la birlikte Anadolu'ya geçen Halide Edip,
Geyve'de Yunus Nadi ile buluÅŸtu.
Akhisar tren istasyonunda verilen mola sırasında bu iki aydın,
''İstiklal mücadelesinin bütün dünyaya duyurulması'' amacıyla
''Ankara'ya gider gitmez bir ajans teşkilatı'' kurulmasını görüştüler.
Yunus Nadi ve Halide Edip, ajansın adını konuşurlarken; ''Türk,''
''Ankara,'' ''Anadolu'' seçenekleri arasından ''Anadolu Ajansı'' adında
birleştiler. Kafile 5 Nisanda Ankara'ya ulaştığında Yunus Nadi'nin
ifadesiyle Mustafa Kemal Paşa'nın karargahında ajansın kurulması
gündeme getirildi ve 6 Nisan 1920'de Anadolu Ajansı kuruldu.
-MİLLİ MÜCADELE RUHU-
Kurtuluş savaşı yıllarını anlatan romanlarıyla tanınan Halide Edip, 1.
Dünya Savaşı sonrası ülkenin işgaline karşı gerçekleştirilen ve 200 bin
kişinin katıldığı ünlü ''Sultanahmet Mitingi''ndeki halka seslenişiyle
de zihinlerde yer etti.
Halide Edip'in dönemin genç şairleri arasında en çok beğendiği isim
olan ***** Kemal Beyatlı, ''Sultanahmet Mitingi''nde Halide Edip'in
kürsüdeki halini ''O meydanda, o topluluk, o siyah bayraklar, o
siyahlar giyinmiş ızdırap timsali ve onun canlı sesi İstanbulluların
kalbinde son hatıra gibi nakşedilmiş duruyordu'' diye anlatır.
Halide Edip kürsüye geldiğinde Sultanahmet minarelerinde sala okunmaya
başlamıştı. O günün tanıklarından Nizamettin Nazif de anılarında o günü
şöyle anlatıyor: ''Halide Edip kürsüde iken birden yanık bir sala
okunmaya başladı. O koca meydan ürperiverdi. Ve büyük Halidemiz, siyah
çarşafı içinde daha alevli bakan gözlerini yığına daldırarak kolunu
havaya kaldırmış ve öyle bir 'Allah var' deyivermişti ki, Türkçe tek
kelime bilmeyen o tıknaz Korsikalı Sekaldi'nin gözlerinden bile
şaraptan kızarmış tombul yanaklarına iki damla yaş yuvarlanıvermişti.
Halide Edip kürsüde önce minarelere hitap ederek onlardan Türkün şanlı
tarihinin devamını istedi. Daha sonra vecize halini almış 'Milletler
dostumuz, hükümetler düşmanımızdır' diyerek, o muhteşem kalabalığa
'hangi şartlar altında olursa olsun hiçbir kuvvete boyun
eğilmeyeceğine' dair yemin ettirdi. Yüzbinler 'Yemin ediyoruz' diye
haykırıyordu. Kürsü sanki sallanıyor, tekbir sesleriyle hıçkırıklar
karışıyordu...''
-KADIN HAKLARI KONUSUNDA MÜCADELE-
Kadın hakları alanında da mücadele eden Halide Edip, Türk kadının kendi
öz değerleriyle birlikte, alacağı eğitimle çok daha başarılı olacağını
düşünüyordu.
İlk eşi Salih Zeki'nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesini kabul
etmeyen ve kendisinden ayrılan Halide Edip, milli mücadele öncesi
Teali-yi Nisvan Cemiyetinde (Kadınları Yükseltme Cemiyeti) kadınların
eğitimi ve kendilerine haklar tanınmasıyla ilgili önemli konuşmalar
yaptı ve çeşitli faaliyetlerde bulundu. Ünlü şair Necip Fazıl
Kısakürek, Halide Edip Adıvar ile ilgili düşüncelerini, ''Türk kadını
teknesinde böyle bir örnek yoğurduğu için övünebilir'' cümlesiyle ifade
etmiÅŸti.
-HAYATI-
İstanbul Beşiktaş'ta 1882 yılında büyükannesinin ''Mor Salkımlı
Evi''nde doğan Halide Edip, annesi Fatma Bedrifem'i daha küçükken
kaybetti. Küçük Halide, çocukluğunu Mevlevi büyükannesi ile dedesinin
yanında geçirdi.
II. Abdülhamit'in Ceyb-i Hümayun Başkatibi olan babası Edip Bey'in
evinde de kalan Halide Edip, dindar bir dede evi ile batılı bir baba
evi arasında gidip geldi. 1893 yılında Üsküdar Amerikan Kız Kolejine
gönderilen Halide Edip, bir yıl sonra II. Abdülhamit'in iradesiyle bu
okuldan alınır ve eğitimine evinde devam eder.
Arapça, İngilizce ve müzik derslerinin yanı sıra Rıza Tevfik'ten
edebiyat, Salih Zeki'den matematik dersleri alır. 1899 yılında koleje
ikinci kez başlayan Halide Edip, 1901 yılında koleji bitirir.
Salih Zeki ile evlenen Halide Edip'in Ayet ve Zeki adında 2 çocuğu
olur. II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908 yılında Halide Edip'in ilk
yazısı Tevfik Fikret'in çıkardığı Tanin gazetesinde yayımlanır. Bunu
daha sonra Yeni Tanin, Åžehbal, Musavver Muhit, Mehasin, Resimli Roman
Mecmuası gibi süreli yayınlarında çıkan yazıları izler.
''31 Mart vakası''nda öldürüleceği söylentileri sebebiyle Mısır'a geçen
Halide Edip'in, 1909 yılında Türkiye'ye döndükten sonra siyasi
makalelerinin yanında, şiir, hikaye ve edebi yazıları da görülmeye
başlanır.
Halide Edip'in ''Heyyula'' ve ''Raik'in annesi'' adlı romanları
basılır. 1910 yılında Salih Zeki'nin ikinci bir kadınla evlenmek
istemesi üzerine kendisinden boşanan Halide Edip, aynı yıl ''Seviyye
Talib'' romanını yayımlar. Kız öğretmen okullarında öğretmenlik, vakıf
okullarında müfettişlik yapan Halide Edip, İstanbul'un eski ve arka
mahallelerini tanıma fırsatı da bulur.
Halide Edip, ''Sinekli Bakkal'' isimli romanını bu gözlemlerle
yazacaktır. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi
ve genç kalemler yazarlarıyla başlayan dostluğu Halide Edip'te etkin
milliyetçilik fikirleri uyandırır. Turancılığı benimseyen Halide Edip,
kültürel anlamda bir öz kimliği tanıma taraflısı olarak bu etkilerle
''Yeni Turan'' adlı eserini kaleme alır.
1911 yılından itibaren Türk Yurdunda makaleleri yayımlanan Halide
Edip'in, aynı yıl ''Harap Mabetler'' ve ''Handan'' adlı romanları
basılır. Balkan Savaşı sırasında ilk kadın derneklerinden Teali-yi
Nisvan Cemiyetine üye olan Halide Edip, cemiyetin açtığı hastanede
yaralı askerlere hastabakıcılık eder, yardım toplantılarında etkili
konuÅŸmalar yapar.
Bir yandan ''Son Eseri'' adlı romanı basılır. 1916 yılında Beyrut ve
Şam'daki okulları düzenleyip açmak üzere Suriye'ye giden Halide Edip,
1917 yılında kendisi Suriye'de iken babasına verdiği vekaletle Dr.
***** Adıvar ile evlenir. Halide Edip, aynı yıl ''Mevud Hüküm'' ve ilk
tiyatro eseri ''Kenan Çobanları''nı yazar. 1918-1919 yılında İstanbul
Darülfünun'unda batı edebiyatı dersleri verir.
-KURTULUÅž SAVAÅžI-
Halide Edip, 1919 yılından itibaren işgal kuvvetlerine karşı girişilen
hareketlerin içinde görülür. Anadolu'ya silah ve cephane taşıyan
karakol teşkilatında görev alan Halide Edip, ilk defa ''Fatih
Mitingi''nde, daha sonra Üsküdar, Kadıköy ve Sultanahmet mitinglerinde
halka seslenir. İstanbul'un işgali üzerine eşi ***** Adıvar'la
Anadolu'ya geçen Halide Edip, milli mücadeleye katılır.
Kurtuluş savaşı yıllarında Hilal-i Ahmer'de (Kızılay) hastabakıcı
olarak çalışan Halide Edip, Sakarya savaşından sonra kendi isteğiyle
batı cephesinde birinci ve ikinci şubede çalışır. Kendisine onbaşı
unvanı verilir. 1921-1922 yılları arasında Tetki-i Mezalim
Komisyonu'nda Yunanlıların Anadolu'dan çekilirken bıraktıkları hasarı
ve yaptıkları zulümleri Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yusuf Akçura ile
birlikte rapor eden Halide Edip, Türk ordusunun İzmir'e girdiği gün de
oradadır. Savaş sonunda Çavuş unvanını alır. Halide Edip'in ''Ateşten
Gömlek'' romanı ve ''Dağa Çıkan Kurt'' adlı hikaye kitabı bu gözlemlere
dayanarak 1922'de, ''Vurun Kahpeye'' 1923'te yayımlanır.
-SİVİL HAYATA GEÇİŞ-
Cumhuriyet'in ilanından sonra sivil hayata geçen Halide Edip, Akşam,
Dergah, İkdam, Vakit, Hakimiyet-i Milliye, Son Telgraf gazete ve
dergilerinde yazı hayatına devam eder. 1924 yılında eşi Adıvar'ın
kurucuları arasında yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
nedeniyle eleştiriler alır. Eleştirilerin çıkış yeri, Halide Edip'in
Kurtuluş Savaşı'nın başlarında savunduğu ''Amerikan mandası'' fikri ve
Wilson Prensipleri Cemiyeti ile ilgisidir. Bunun üzerine Halide Edip ve
eşi yurt dışına çıkar. İngiltere ve Fransa'da bir süre yaşarlar. Bu
arada, 1924 yılında ''Kalp Ağrısı'' ve 1927'de ''Zeyno'nun oğlu''
Vakit'te yayımlanır. 1928'de Amerika'da Williamstown Üniversitesinden
başlayarak 7 aylık bir turla Türkiye konusunda konferanslar veren
Halide Edip, ikinci kez Columbia Üniversitesinde Türk tarihi dersleri
vermek üzere Amerika'ya gider. Hindistan'da da dersler veren Halide
Edip'in yazıları Tan ve Yeni Sabah gazetelerinde yayımlanır. 1935'te
''Sinekli Bakkal'', 1937'de ''Yolpalas Cinayeti'' romanları ile ''Maske
ve Ruh'' isimli ikinci tiyatro eseri yayımlanır. Bunları 1938'de
''Tatarcık'' romanı izler.
1940 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Dil
Edebiyatı profesörü olan Halide Edip'in, 1946 yılında ''Sonsuz
Panayır'' isimli eseri yayımlanır. 1950 yılında Demokrat Parti
listesinden İzmir milletvekili seçilen Halide Edip, 1954'de istifa
ederek üniversitedeki görevine döner. Halide Edip, ''Mor Salkımlı Ev
(1951)'', ''Döner Ayna (1953)'', ''Akile Hanım Sokağı (1957)'', ''Kerim
Usta'nın Oğlu (1956)'', ''Sevda Sokağı Komedyası (1959)'', ''Türk'ün
Ateşle İmtihanı (1959-1960)'', ''Çaresaz (1961)'', ''Hayat Parçaları
(1963)'' adlı eserleri birbiri ardına hazırlayarak basımını sağlar.
Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında böbrek yetmezliği sonucu
İstanbul'da ölür.
|