MUCİZE EVİ

Ana Sayfa Profilim ArÅŸiv Lailamoon

Hakkımda



Kategorilerim



Yazılarım

2009 GELİNLERİ
MUTLU YILLAR
PSP ÇALIŞMALARIM
GEÇ OLMADAN
Başlıksız
2 VE 3 BOYUTLU DERSLER
By tutorial 3d Max Sitesi
photoshop çerçeveler
MEZELER
VECTOR
BAHAR YOGUNLUÄžU
YAZ MAKYAJI
HALİDE EDİP ADIVAR
DİYET ÇEŞİTLERİ
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
ÇİÇEKLERİN DİLİ
SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN
SOBELENDİM
DOSTLUK ADINA
AÅžURE AYI
EVİMİN ÇATI KATINDAN ÇEKTİĞİM RESİM
YENİ YIL
VECTOREL ÇALIŞMALARIM
CUMHURİYET İLELEBET SÜRECEK


Arkadaşlarım

suskunsokaklar
laleninbahcesi
mamila
bucan
seraparda
hayatsu
gercekyasamdan
rainbow7
kozan
adanakigem
berrinsulari
mavikan
daisy1
glnrylmz
290405
gulpembe94
avsarkizi
yermisinyemezmisin
azmavi
yuksektopuklar
bonsaicicegi
maviumuttur
laicix
semracahobi
Örgü Kulübü
hamdivehusnucan


Bağlantılarım

* CHRİSTMAS
* SERCİX
* LAİCİX CAFFE
* LAİLAMOON
* BYTUTORİAL
Hobı dünyası


Ziyaretçilerim





Bannerim





Dost siteler

gerçek yaşamdan
daisy1 hobilerimveben


Saat-Tarih







HALİDE EDİP ADIVAR

   BUGÜN HALİDE EDİP VE KİTAPLARINDAN BAHSETMEK İSTEDİM





Kitabın Adı: DAĞA ÇIKAN KURT


Kitabın Yazarı: Halide Edip ADIVAR                                                 
Yayınevi : Özgür Yayınları
Basım Yılı : 1996
Sayfa Sayısı : 296









Kitap Özeti:

Dağa Çıkan Kurt adlı hikaye bir masal havasında ama Birinci Dünya Savaşında Türk milletinin yaşadığı olaylardan bahsedercesine anlatılır. Bir gün Ormanda tüm hayvanlar derin öfke ve homurtularla toplanırlar. Aslanların kükremeleri, kaplanların ışıldayan gözlerle her an bir şeyin üzerine atlayacakmışcasına tavırları, ayıların iniltileri, çakalların uluyuşları ortalığı kaplar, kurtlar da bu sırada inlerinden fırlarlar ve büyük bir kavga kopar.

Tırnakları ve gagalarıyla yüzyıllık kartallar, kara ormanın parçaladıkları kuşlarından kan ve kanat parçalarını ortalığa yağdırırlar. Isıran, parçalayan, koparan, kemiren, pençeleyen hayvalar her yeri kan ırmakları ve hayvan parçaları haline getirirler. Ortada ne sağlam bir in ne de durgun bir pınar kalır.

Uzun bir süreden sonra hayvanlar tekrar ırmak kenarında toplanırlar. Hepsinin bir yanı sakatlanmış, acılarını birbirinden çıkarmak istercesine homurdanırlar. Ormandaki düzen tıpkı Birinci Dünya Savaşı sonrası geriye kalan Avrupa gibi tamamen bozulmuÅŸtur. En büyük hayvan olan fil, Amerika’ nın da savaÅŸtan sonra yaptığı gibi artık hayvan dünyasında savaşın, hilenin, bir bir avlamanın yapılmayacağını anlatır. Küçük hayvanlar, büyük olanlar tarafından ne haraca kesilecek ne de besinleri alınacaktır. Fil öyle etkileyici ve güçlü bir sesle bağırır ki bundan tüm hayvanlar etkilenir.

Kaplanlar ve yılanlar artık ceylanlara bakmaz olurlar, otyiyenler pempe hülyalara dalıp giderek kaygıyla düşünürler. Her büyük hayvanın arkasında bir küçük hayvan saklanmış durur. Ortalık bir savaş sonrası sessizliğine bürünür. En son olarak çalıların arkasında duran köpekler, ingilizlerin Avrupa ülkelerini üzerimize kışkırtması gibi birden bire ortalığı ayağa kaldırırlar.

Bu uysallığın ve sessizliğin tek bir cins hayvanın yemlik ve av diye feda etmekle sağlanacağını düşünürler. Sonunda ormanda hep birden daima korku gölgesi gibi dolaşan bir hayal hepsinin gözü önüne belirir ve haykırırlar :

Kurtlar, Kurtlar …

1914 ‘te bütün Avrupa ülkelerinin toplanıp yüzyıllardır baÅŸ edemedikleri, içlerinde onlar için hep korku olarak kalan, ÅŸavaÅŸta yıkamayıp ancak masa başında yıkmayı baÅŸarabildikeleri Türk milletini bir av, sömürülecek bir yem olarak seçerler.

Bu olayın ormandaki hayvanların işine gelmesi kurtları çaresiz ve yanlız bırakır. Bunun üzerine bize ve soyumuza kurtlara, yani Türklere, hayat boyu hüküm giydirirler. Alınan karar aşamasında kurtların inleri çiğnenir, kurt yavruları çalınır, dişileri parçalanır, erkek kurtlar avlanır. Köstebekler bağırışarak etleri yağma,inleri yerle bir ederler. Herkes tuzak, tırnak, pençe kısacası herşeyle kurt soyuna saldırır. Bu eşi görülmemiş bozgun ve yıkım karşısında inlerinden, ormanından, av ve tuzak yerlerinden yaralı, bahtsız bir şekilde çıkarılan kurtlar, soyun öc adını ulumak için dağlara çıkarlar.

Benzeri Birinci Dünya Savaşı sonrası olduğu gibi tüm İtilaf Devletleri savaştan sonra bi çare kalkmış Türk milletinin topraklarına saldırırlar. Birer birer ülkeler tarafından ele geçirilen topraklar yağmalanır, yakılır, yıkılır, Türk erkekleri tek tek öldürülür, çocuklar kaçırılır, kadınlarımız kötü davranışlara mağruz kalır.

Bir fiil işgal edilen topraklarımızda yapacak her hangi bir şeyi kalmayan milletimiz tekrar birlik olup vatan topraklarını ele geçirmek için dağlarda Kuvayi Milliye adında toplanır. Ta ki Türk milletine eski refah ve barış dolu yılları getirene kadar ordan inmemeye and içerler.

Bundan sonra daÄŸlardan, sarı ay ve sarı ateÅŸ gözlerden, siyah servi duvarının arkasından, boÅŸ ufuklardan, korkunç bir uluma bütün ormandaki kurtların uluması ile her yere bir anda korku salarak yayılır. İşte bu Türk’ ün sesidir.


Bundan 44 yıl önce 9 Ocak 1964 tarihinde vefat eden Halide Edip Adıvar'ın 82 yıllık hayatı, romanlarında olduğu gibi mücadelelerle dolu geçti.
2. Meşrutiyet'in ilanıyla yazarlığa başlayan Halide Edip, gerek kadın hakları savunuculuğu, gerekse işgal günlerinde savunduğu mücadele fikriyle zor günlerin kahramanca mücadele veren aydınları arasında yerini aldı.

İstanbul'un 16 Mart 1920'de işgali üzerine milli mücadeleye katılmak üzere eşi ***** Adıvar'la birlikte Anadolu'ya geçen Halide Edip, Geyve'de Yunus Nadi ile buluştu.

Akhisar tren istasyonunda verilen mola sırasında bu iki aydın, ''İstiklal mücadelesinin bütün dünyaya duyurulması'' amacıyla ''Ankara'ya gider gitmez bir ajans teşkilatı'' kurulmasını görüştüler.

Yunus Nadi ve Halide Edip, ajansın adını konuşurlarken; ''Türk,'' ''Ankara,'' ''Anadolu'' seçenekleri arasından ''Anadolu Ajansı'' adında birleştiler. Kafile 5 Nisanda Ankara'ya ulaştığında Yunus Nadi'nin ifadesiyle Mustafa Kemal Paşa'nın karargahında ajansın kurulması gündeme getirildi ve 6 Nisan 1920'de Anadolu Ajansı kuruldu.

    -MİLLİ MÜCADELE RUHU-

Kurtuluş savaşı yıllarını anlatan romanlarıyla tanınan Halide Edip, 1. Dünya Savaşı sonrası ülkenin işgaline karşı gerçekleştirilen ve 200 bin kişinin katıldığı ünlü ''Sultanahmet Mitingi''ndeki halka seslenişiyle de zihinlerde yer etti.

Halide Edip'in dönemin genç şairleri arasında en çok beğendiği isim olan ***** Kemal Beyatlı, ''Sultanahmet Mitingi''nde Halide Edip'in kürsüdeki halini ''O meydanda, o topluluk, o siyah bayraklar, o siyahlar giyinmiş ızdırap timsali ve onun canlı sesi İstanbulluların kalbinde son hatıra gibi nakşedilmiş duruyordu'' diye anlatır.

Halide Edip kürsüye geldiğinde Sultanahmet minarelerinde sala okunmaya başlamıştı. O günün tanıklarından Nizamettin Nazif de anılarında o günü şöyle anlatıyor: ''Halide Edip kürsüde iken birden yanık bir sala okunmaya başladı. O koca meydan ürperiverdi. Ve büyük Halidemiz, siyah çarşafı içinde daha alevli bakan gözlerini yığına daldırarak kolunu havaya kaldırmış ve öyle bir 'Allah var' deyivermişti ki, Türkçe tek kelime bilmeyen o tıknaz Korsikalı Sekaldi'nin gözlerinden bile şaraptan kızarmış tombul yanaklarına iki damla yaş yuvarlanıvermişti. Halide Edip kürsüde önce minarelere hitap ederek onlardan Türkün şanlı tarihinin devamını istedi. Daha sonra vecize halini almış 'Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır' diyerek, o muhteşem kalabalığa 'hangi şartlar altında olursa olsun hiçbir kuvvete boyun eğilmeyeceğine' dair yemin ettirdi. Yüzbinler 'Yemin ediyoruz' diye haykırıyordu. Kürsü sanki sallanıyor, tekbir sesleriyle hıçkırıklar karışıyordu...''

-KADIN HAKLARI KONUSUNDA MÜCADELE-

Kadın hakları alanında da mücadele eden Halide Edip, Türk kadının kendi öz değerleriyle birlikte, alacağı eğitimle çok daha başarılı olacağını düşünüyordu.
İlk eşi Salih Zeki'nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesini kabul etmeyen ve kendisinden ayrılan Halide Edip, milli mücadele öncesi Teali-yi Nisvan Cemiyetinde (Kadınları Yükseltme Cemiyeti) kadınların eğitimi ve kendilerine haklar tanınmasıyla ilgili önemli konuşmalar yaptı ve çeşitli faaliyetlerde bulundu. Ünlü şair Necip Fazıl Kısakürek, Halide Edip Adıvar ile ilgili düşüncelerini, ''Türk kadını teknesinde böyle bir örnek yoğurduğu için övünebilir'' cümlesiyle ifade etmişti.

-HAYATI-

İstanbul Beşiktaş'ta 1882 yılında büyükannesinin ''Mor Salkımlı Evi''nde doğan Halide Edip, annesi Fatma Bedrifem'i daha küçükken kaybetti. Küçük Halide, çocukluğunu Mevlevi büyükannesi ile dedesinin yanında geçirdi.

II. Abdülhamit'in Ceyb-i Hümayun Başkatibi olan babası Edip Bey'in evinde de kalan Halide Edip, dindar bir dede evi ile batılı bir baba evi arasında gidip geldi. 1893 yılında Üsküdar Amerikan Kız Kolejine gönderilen Halide Edip, bir yıl sonra II. Abdülhamit'in iradesiyle bu okuldan alınır ve eğitimine evinde devam eder.

Arapça, İngilizce ve müzik derslerinin yanı sıra Rıza Tevfik'ten edebiyat, Salih Zeki'den matematik dersleri alır. 1899 yılında koleje ikinci kez başlayan Halide Edip, 1901 yılında koleji bitirir.

Salih Zeki ile evlenen Halide Edip'in Ayet ve Zeki adında 2 çocuğu olur. II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908 yılında Halide Edip'in ilk yazısı Tevfik Fikret'in çıkardığı Tanin gazetesinde yayımlanır. Bunu daha sonra Yeni Tanin, Şehbal, Musavver Muhit, Mehasin, Resimli Roman Mecmuası gibi süreli yayınlarında çıkan yazıları izler.

''31 Mart vakası''nda öldürüleceği söylentileri sebebiyle Mısır'a geçen Halide Edip'in, 1909 yılında Türkiye'ye döndükten sonra siyasi makalelerinin yanında, şiir, hikaye ve edebi yazıları da görülmeye başlanır.

Halide Edip'in ''Heyyula'' ve ''Raik'in annesi'' adlı romanları basılır. 1910 yılında Salih Zeki'nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesi üzerine kendisinden boşanan Halide Edip, aynı yıl ''Seviyye Talib'' romanını yayımlar. Kız öğretmen okullarında öğretmenlik, vakıf okullarında müfettişlik yapan Halide Edip, İstanbul'un eski ve arka mahallelerini tanıma fırsatı da bulur.

Halide Edip, ''Sinekli Bakkal'' isimli romanını bu gözlemlerle yazacaktır. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi ve genç kalemler yazarlarıyla başlayan dostluğu Halide Edip'te etkin milliyetçilik fikirleri uyandırır. Turancılığı benimseyen Halide Edip, kültürel anlamda bir öz kimliği tanıma taraflısı olarak bu etkilerle ''Yeni Turan'' adlı eserini kaleme alır.

1911 yılından itibaren Türk Yurdunda makaleleri yayımlanan Halide Edip'in, aynı yıl ''Harap Mabetler'' ve ''Handan'' adlı romanları basılır. Balkan Savaşı sırasında ilk kadın derneklerinden Teali-yi Nisvan Cemiyetine üye olan Halide Edip, cemiyetin açtığı hastanede yaralı askerlere hastabakıcılık eder, yardım toplantılarında etkili konuşmalar yapar.

Bir yandan ''Son Eseri'' adlı romanı basılır. 1916 yılında Beyrut ve Şam'daki okulları düzenleyip açmak üzere Suriye'ye giden Halide Edip, 1917 yılında kendisi Suriye'de iken babasına verdiği vekaletle Dr. ***** Adıvar ile evlenir. Halide Edip, aynı yıl ''Mevud Hüküm'' ve ilk tiyatro eseri ''Kenan Çobanları''nı yazar. 1918-1919 yılında İstanbul Darülfünun'unda batı edebiyatı dersleri verir.

-KURTULUÅž SAVAÅžI-

Halide Edip, 1919 yılından itibaren işgal kuvvetlerine karşı girişilen hareketlerin içinde görülür. Anadolu'ya silah ve cephane taşıyan karakol teşkilatında görev alan Halide Edip, ilk defa ''Fatih Mitingi''nde, daha sonra Üsküdar, Kadıköy ve Sultanahmet mitinglerinde halka seslenir. İstanbul'un işgali üzerine eşi ***** Adıvar'la Anadolu'ya geçen Halide Edip, milli mücadeleye katılır.

Kurtuluş savaşı yıllarında Hilal-i Ahmer'de (Kızılay) hastabakıcı olarak çalışan Halide Edip, Sakarya savaşından sonra kendi isteğiyle batı cephesinde birinci ve ikinci şubede çalışır. Kendisine onbaşı unvanı verilir. 1921-1922 yılları arasında Tetki-i Mezalim Komisyonu'nda Yunanlıların Anadolu'dan çekilirken bıraktıkları hasarı ve yaptıkları zulümleri Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yusuf Akçura ile birlikte rapor eden Halide Edip, Türk ordusunun İzmir'e girdiği gün de oradadır. Savaş sonunda Çavuş unvanını alır. Halide Edip'in ''Ateşten Gömlek'' romanı ve ''Dağa Çıkan Kurt'' adlı hikaye kitabı bu gözlemlere dayanarak 1922'de, ''Vurun Kahpeye'' 1923'te yayımlanır.

-SİVİL HAYATA GEÇİŞ-

Cumhuriyet'in ilanından sonra sivil hayata geçen Halide Edip, Akşam, Dergah, İkdam, Vakit, Hakimiyet-i Milliye, Son Telgraf gazete ve dergilerinde yazı hayatına devam eder. 1924 yılında eşi Adıvar'ın kurucuları arasında yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası nedeniyle eleştiriler alır. Eleştirilerin çıkış yeri, Halide Edip'in Kurtuluş Savaşı'nın başlarında savunduğu ''Amerikan mandası'' fikri ve Wilson Prensipleri Cemiyeti ile ilgisidir. Bunun üzerine Halide Edip ve eşi yurt dışına çıkar. İngiltere ve Fransa'da bir süre yaşarlar. Bu arada, 1924 yılında ''Kalp Ağrısı'' ve 1927'de ''Zeyno'nun oğlu'' Vakit'te yayımlanır. 1928'de Amerika'da Williamstown Üniversitesinden başlayarak 7 aylık bir turla Türkiye konusunda konferanslar veren Halide Edip, ikinci kez Columbia Üniversitesinde Türk tarihi dersleri vermek üzere Amerika'ya gider. Hindistan'da da dersler veren Halide Edip'in yazıları Tan ve Yeni Sabah gazetelerinde yayımlanır. 1935'te ''Sinekli Bakkal'', 1937'de ''Yolpalas Cinayeti'' romanları ile ''Maske ve Ruh'' isimli ikinci tiyatro eseri yayımlanır. Bunları 1938'de ''Tatarcık'' romanı izler.

1940 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Dil Edebiyatı profesörü olan Halide Edip'in, 1946 yılında ''Sonsuz Panayır'' isimli eseri yayımlanır. 1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili seçilen Halide Edip, 1954'de istifa ederek üniversitedeki görevine döner. Halide Edip, ''Mor Salkımlı Ev (1951)'', ''Döner Ayna (1953)'', ''Akile Hanım Sokağı (1957)'', ''Kerim Usta'nın Oğlu (1956)'', ''Sevda Sokağı Komedyası (1959)'', ''Türk'ün Ateşle İmtihanı (1959-1960)'', ''Çaresaz (1961)'', ''Hayat Parçaları (1963)'' adlı eserleri birbiri ardına hazırlayarak basımını sağlar. Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında böbrek yetmezliği sonucu İstanbul'da ölür.



EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tarih: 02:10, 9.4.2008
Yorum yaz
<- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->



BLOG DESİNG BY LAİLAMOON